İŞ KAZASI

                  

 

Kaza, dıştan ve ani bir etkiyle meydana gelen ve kişilere zarar veren istenmeyen bir olaydır. Doğa koşulları (doğal yapı), kişisel eksiklikler, güvensiz durum ve davranışlar, kaza ve zarar (ölüm veya yaralanma) doğurabilir.

 

İş kazaları, oluşmaması için İş Hukuku mevzuatı ile, oluştuktan sonra kişinin uğradığı zararın giderilmesi için Sosyal Sigortalar ve Borçlar hukuku mevzuatı ile güvenceye alınmıştır.

 

Türk Hukukunda İş kazasının tanımı, Türk Borçlar Kanununda ne de İş Kanununda bulunmamaktadır.   İş kazalarına sadece Sosyal Sigortalar Kanununda rastlanmaktadır.

 

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 13. maddesine göre, iş kazası;

1.Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

2.İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,

3.Sigortalının işveren tarafından görevle başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

4.Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

5.Sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olaydır.

 

6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu göre, iş kazası; “-İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay” olarak tanımlamışlardır.

İŞ KAZALARINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ VE BAŞLANGICI

MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.

MADDE 149- (1)Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. (2) Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar.

1.Yasa koyucu Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup, ancak aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanacaktır. İş kazasında zamanaşımının süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

2. Zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır.  Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Eğer zararın genişliğini tayin edecek husus, gelişmekte olan bir durum ise zaman aşımı bu gelişme sona ermedikçe başlayamaz.  Zararı öğrenme zararın kesin şekilde belli olduğu tarihtir. Kontrol kaydı mevcut ise zaman aşımı ancak kesin maluliyettin belirlendiği tarihten başlatılmalıdır.

 

3.Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, iş kazası nedeniyle tazminat davasında da ceza davası zamanaşımı süresi uygulanır. Ceza davasının zamanaşımı 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa ise 10 yıllık genel dava zamanaşımı süresi dikkate uygulanır.

İŞ KAZASI HALİNDE AÇILACAK DAVALAR NELERDİR?

1.İş kazası tespit davası

2. Ceza soruşturması ve ceza davası

3.Maddi ve Manevi tazminat davası

4.Destekten yoksun kalma davası

5.Sosyal Güvenlik Kurumu Tarafından Açılacak Rücu Davaları

A.     İŞ KAZASININ TESPİTİ DAVASI

Dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur. İşveren veya işçinin bildirimi üzerine SGK müfettişler aracılığıyla inceleme neticesi olayın iş kazası olup olmadığını, olayın oluş şekli ve tarafların kusur durumunu düzenleyen bir inceleme raporu düzenler. Söz konusu raporunda;

-Meydana gelen olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi halinde hak sahibi iş mahkemesinde doğrudan maddi ve manevi tazminat davası açabilir.

-Meydana gelen olayın iş kazası olarak nitelendirilmemesi halinde ise, hem SGK hem de işverenin davalı gösterileceği bir iş kazasının tespiti davası açılmalıdır.

 

İş kazasının tespiti davası kazanın meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

aa. İş Kazasının Tespiti Davası işçi lehine sonuçlanması

·         İşçinin iş göremezlik oranı belirlenir.

·         Maluliyet halinde işçiye, ölüm halinde ölenin hak sahibi yakınlarına SGK tarafından düzenli bir gelir bağlar.

·         Bağlanan gelirin belli bir kısmı, tazminat davasında talep edilen tazminat miktarından indirilir.

B.     İŞ KAZASI NETİCESİNDE CEZA SORUŞTURMASI

İş kazasının meydana gelmesiyle birlikte ilgili kolluk birimine işveren tarafından bildirim yapılmalıdır.  Bildirimin yapılmasıyla Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya polis, jandarma vb. kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir.Savcılık, soruşturma aşamasında ifade alma, yakalama, el koyma, gözaltı kararı, iletişimin dinlenmesi gibi her türlü koruma tedbirine başvurabilir veya hâkimden bu tedbirlere hükmedilmesini isteyebilir. Soruşturma neticesinde, Cumhuriyet savcılığı, soruşturmaya yer olmadığına veya soruşturma neticesinde suç işlendiğine dair yeterli şüphe sebeplerinin varlığına kanaat getirirse şüpheli hakkında iddianame düzenleyerek bir ceza davası açar.

C.      SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TARAFINDAN AÇILACAK RÜCU DAVALARI

İş kazası ve meslek hastalığı neticesinde SGK sigortalıya genel sağlık sigortası kapsamında sağlık yardımı yaparken, Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında da nakdi yardım yapılmaktadır. Sigortalının çalışamadığı sürelerde gelir kaybını önlemek adına SGK tarafından sigortalıya geçici maluliyet ödeneği ödenmektedir. Eğer sigortalı iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle meslekte kazanma gücünü %10’dan fazla kaybederse sürekli iş göremezlik geliri bağlanmaktadır. Ayrıca sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine ölüm geliri, cenaze giderleri; kız çocuklarına da evlenme ödeneği verilmektedir.

SGK tarafından yapılan bu yardımlar belli şartların varlığı halinde işçiye, üçüncü kişiye veya işverene kusur oranları nispetinde rücu hakkı kapsamında işverenden geri alınmakta ve böylece SGK’ya tanınan rücu hakkı iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri konusunda hem caydırıcı etki oluşturmakta hem de gerekli önlemlerin alınması konusunda işvereni teşvik etmektedir. Ayrıca rücu hakkının kullanılmasıyla SGK malvarlığında meydana gelen azalmalar da böylece giderilmiş olmaktadır.

D.     MADDİ TAZMİNAT DAVASI

 

İş kazası sonuncunda, haksız fiil nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar görmesi, sağlığın bozulması veya yaralanma biçiminde ortaya çıkmaktadır. Söz konusu zararın tazmini için açılacak dava maddi tazminat davasıdır.  Maddi tazminat davasına ilişkin hükümler, Türk Borçlar Kanunun 51, 52, 53 ve 54. Maddelerinde yer almaktadır. Zarar gören işçinin isteyebileceği masraflar Türk Borçlar Kanunun 54. maddesinde sayılmıştır. Anılan maddede dört tür bedensel zarardan söz edilmişse de bunlara somut olaya göre başka zararların eklenmesi de mümkündür.   Buna göre kanunda belirtilen bedensel zararlar; tedavi giderleri, kazanç kaybı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar ve çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplardır.

 

E.      MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

 

Malum olunduğu üzere, bir kimsenin şahsiyetine yapılan tecavüzden duyduğu elem ve üzüntü manevi zarar olarak kabul edilmektedir. İş kazası nedeniyle işçinin kendisi acı çekebilir, derin bir elem ve keder duyabilir. İşçi yakınları üzüntü ve ıztırap çekebilirler. İşbu sebeple işçide veya işçi yakınlarında oluşan bu manevi zararın bir nebze olsun giderilmesi adına parasal bir miktar ödenmesi için manevi tazminat davası açılabilir.

 

TBK’nın 56.maddesi uyarınca, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, ilgili kişiler manevi tazminata da hak kazanırlar. Manevi tazminat istenebilmesi için zarar, iş kazası olmalı, kişide manevi zarar husule gelmeli, bahis mevzusu manevi zarar ile iş kazası arasında uygun illiyet bağı bulunmalı ve hukuka aykırı fiilin bir arada bulunması gerekmektedir.  Genel kural gereği tazminat istenebilmesi için ortada bir kusurluluk halinin mevcut olması gerekmektedir. Ancak manevi tazminata ilişkin düzenlemeler ve Yargıtay kararlarında Kusur olmasa dahi hâkim somut olayın gerektirdiği ölçüde manevi tazminat ödenmesine hükmedebilmektedir. Manevi tazminata hükmedilmesi için sürekli iş göremezlik raporu alınması şart değildir. Geçici iş göremezlik halinde dahi manevi tazminata hükmedilebilecektir. Nitekim Yargıtayımızın 21 nci Hukuk Dairesi 17/05/2007 tarih ve 2007/8208 sayılı Kararında maluliyet oranının % 0 olması halinde dahi diğer şartların tahakkuku halinde zarar görenin manevi tazminat talep edebileceğini öngörmüştür.

 

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

 

F.      DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI

TBK’nın 53/3.maddesi uyarınca 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar. Ölüme bağlı maddi zararlar içerisinde gösterilmiştir.

Ölenin desteğinden yararlananın, ölüm sebebiyle oluşan mal varlığı durumu ile ölüm olmasaydı gerçekleşeceği varsayılan mal varlığı durumunun mukayesesi zorunludur. Diğer bir anlatımla, destekten yoksun kalma tazminatı, ölen bir kişinin yaşarken destek verdiği kişilerin aldığı desteğin ölüm sebebiyle ortadan kalkması neticesinde destek alanların uğradıkları zarardır. O halde destek tazminatı, ölüm sonucunda, hak sahibinin mal varlığında meydana gelen azalmayı gideren bir müessesedir.

Maddi tazminat davalarının genel amacı, zararı doğuran olay sebebiyle mal varlığında meydana gelen azalmanın giderilmesidir. Destekten yoksun kalma tazminatında ise, , olaydan önceki mal varlığı durumu ile sonraki mal varlığı durumunun karşılaştırılması gerekmektedir.

HGK 25.11.1970 tarihli kararında Ölen ile davacı arasında mirasçılık ilişkisi şart olmayıp, asıl önemli olan, ölüm neticesi olarak yardımdan mahrum kalma durumudur. Bu nedenle köyde karı koca hayatı yaşayan ve bu birleşmeden birde çocukları olan davacının eşinin ölümü nedeni ile destek tazminatı  istemesi yasaldır.

 

aa. Maddi ve manevi Tazminat Davasını Kimler Açabilir. (davacı)

 

Davacı, ölen kişinin eşi, çocukları, anne-babası veya ölenin kendisine destekte bulunduğunu ispat edebilen herkes maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ölenin herhangi bir desteği olmamasına rağmen ölümden üzüntü duyan birinci derece yakınlar da manevi tazminat davası açabilirler. Ölüm nedeniyle, ana, baba, karı/koca, çocuklar ve kardeşler üzüntü duyduklarını ispat etmelerine gerek yoktur.

 

bb. Maddi Ve Manevi Tazminat Davasını Kimler Karşı Açabilir (davalı)

 

Maddi ve manevi tazminat davası, iş kazasına neden olan eylem veya işlemi gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişilere karşı açılır. Haksız fiillerde, haksız fiil kimin tarafından işlenmişse, tazminat davası da o kişiye karşı açılır. Trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası, aracın sürücüsü, işleteni, sahibi ile aracı sigortalayan sigorta şirketine karşı birlikte veya ayrı ayrı açılabilir.

 

cc. Maddi Ve Manevi Tazminat Davalarında Görevli Mahkeme

 

İş kazalarında görevli mahkeme, ‘İş Mahkemeleridir’.  İş kazasının veya zararın meydana geldiği yerin iş mahkemesi de iş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarına bakmaya yetkilidir.

 

dd. Maddi ve Manevi Tazminat Davalarında Yetkili Mahkeme

 

İş Mahkemeleri Kanunu m.6’ya göre,  iş kazalarında genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

 

ee. İş Kazalarına İlişkin Tazminat Davalarında Faiz ve Faiz Başlangıç Tarihi

 

Gerek uygulamada gerekse de Yargıtay içtihatlarında iş kazaları nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında istem halinde olay tarihinden itibaren faize hükmedilecektir.

 

ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

 

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2014/21-282 K.  2015/1548 T. 10.6.2015 kararı; Uyuşmazlık; iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat isteminde 10 yıllık zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlatılması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Gelişen bir durumun ya da müstakbel ( gerçekleşecek-gelecek ) bir zararın söz konusu olmadığı tüm dosya içeriğinden ve özellikle davacının maluliyetine ilişkin rapor ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu iş kazasının gerçekleştiği tarihten itibaren zamanaşımı süresinin başlatılarak, istenilen miktarlara ilişkin tüm tazminat talepleri zamanaşımına uğradığından reddine karar vermek gerekmektedir.

Yargıtay 21.HD. 6.12.2018 Tarih ve  2017/1807 k., 2018/9042  sayılı kararı;  İş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında; iş kazasında kusuru olduğunun tespiti halinde, işveren vekili de, işveren yanında zarardan sorumlu olacaktır. Davacının 18.02.2008 tarihinde ütücü olarak çalışırken iş kazası geçirerek malul kaldığı, SGK tahkikat işlemlerinde davalının babası yönünden işveren sıfatı ile işlem yapıldığı, davalının babası adına bildirge verilmesi gerektiğinin belirtildiği gözetildiğinde, işveren ve/veya işveren vekili sıfatının tespiti yönünden davacının işvereninin kim olduğu hususlarında araştırılma yapılmalı, husumetin kime yöneltileceği net olarak belirlenmeli, sonrasında işin esasına girilmeli ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

Yargıtay 21.HD. 6.12.2018 Tarih ve  2018/59 k., 2018/458  sayılı kararı; Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı sebebiyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davalı açısından husumet sebebiyle davanın reddine, diğer davalılar ve TKİ açısından davacılar eş ve çocukların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı kardeşlerin manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 

Manisa ilinde bulunan Eynez yeraltı maden ocağında 13/05/2014 tarihinde meydana gelen yargılamaya konu iş kazasının 301 kişinin ölümüne ve 486 kişinin yaralanmasına yol açtığı, son yüz yılın en büyük iş kazalarından birisi olan bu iş kazasının yalnızca iş kazasına uğrayanlarda veya kazalıların yakınlarında değil toplumun tamamında derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları değerlendirilirken manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiği kabul edilmelidir.

 

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ölenin olayda hiç kusurunun bulunmadığının anlaşılıp iş kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dağılımının ilerde kendi aralarında açılabilecek rücu davasında yeniden değerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, temyizin kapsam ve nedenlerine göre kararda sair yönlerden bir yanlışlık yok ise de, davalı hakkındaki davanın eksik incelemeyle reddi yanlış olmuştur.

 

Mahkemece yapılacak iş, davalılar arasında organik bağ bulunup bulunmadığı, birlikte istihdamın veya muvazaalı işlemlerin söz konusu olup olmadığı araştırılarak, oluşacak sonuca göre karar vermekten ibaret olup; bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 10.HD. 20.9.1993 Tarih ve  1888/9625 sayılı Kararı; endüstri meslek lisesi öğrencisinin uğradığı kaza iş kazası olarak nitelendirilmiştir.

Yargıtay, 10.HD. 15.5.1990, 3404/4587 kararı; piyasa hamalı sayılmayan bir kimsenin haftada üç gün işverenin direktifi altında çalışmasını, sigortalı sayılmanın “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarının oluşması bakımından yeterli bulmuş ve bu kişinin uğramış olduğu kazayı iş kazası olarak nitelendirmiştir.

Yargıtay, 10.HD. 8.6.1995, 5048/5358 kararı; Olayda kısmi (part-time) çalışma söz konusudur. Bu nedenle, uğranılan kaza iş kazasıdır.

Yargıtay 21. HD. 21.11.2002, 9004/10005 kararı; Gece bekçiliği yapan bir sigortalı işyerinde iken geçirdiği beyin kanaması sonucu felç olmuştur. Yargıtay, bu olayı da; Sigortalının işyerinde çalışmakta iken felç olmasına dayanarak, bu durumu dıştan gelen bir etken olmadığı halde  iş kazası saymıştır.(

Yargıtay 10.HD. 5.7.2004,6425/4465 Kararı; Yargıtay; intihar eylemi eğer işyerinde gerçekleşmiş ise, olayın salt işyerinde meydana geldiği için intihar eden sigortalının gördüğü işle ilgili ve işvereninin kusurundan kaynaklanmamış olmasına rağmen iş kazası saymıştır. Ancak, bu durumda olaylarla iş ve işveren arasında nedensellik bağı bulunmayacağı için işveren ve onun halefi olanlar Kuruma karşı sorumlu tutulamaz.

Yarg.9.H.D. 78/8413 E. kararı; Makina şefi ve yönetici olan sigortalının, işçilere gerekli talimatı verip kendisinin de ocağa doğru gittiği, ölüsünün yaklaşık bir saat kadar sonra derede bulunduğu, ölümünün başın alın bölgesine çekiçle vurulmuş iki darbenin sonucu beyin kanamasından olduğu, ölmeden önce 25 metre uzaklıktaki dereye kadar yürüdüğü, otopsi raporunda üstün olasılığın, başka bir şahısça yapılmış olabileceği fenni kanı olarak tespit edilmiştir. Savcılık soruşturması, olayın intihar mı yoksa, cinayet mi olduğu konusuna açıklık getirememiştir. Varılan bu sonuca göre; sigortalının işyerinde iken, kendisini hemen veya sonradan beden veya ruhça arızaya uğratan bir olay, başkaca hiçbir koşul aranmaksızın Sosyal Sigortalar açısından iş kazası sayılacaktır.

Yargıtay GHK. 6.07.2005 tarih ve 2005/10-444,  2005/449 sayılı kararı;Bir işyerinde yıkanma yerleri yani sigortalıların kişisel vücut temizliğinin yapıldığı yerlerin işyeri olarak kabul edildiğine göre, işverenin işyerinde çalışan ve geceleri de işyerinde kalan sigortalılar için özel yıkanma yerleri hazırlamadığı bu nedenle kazalı sigortalının zorunlu olarak işyerinin yakınında bulunan “dereye” girerek yıkandığı yeri işyeri eklentisi saymış ve derede meydana gelen olayı iş kazası saymıştır.

Yargıtay 10. HD. 14.9.1994, 11128/16216 kararı; İşveren tarafından sağlanan otelde iş saatleri içinde meydana gelen kazayı iş kazası sayılır. Karara konu olan olayda, davacılar murislerinin iş kazası sonucu öldüğünü öne sürerek kurumdan gelir bağlanmasını istemişler; İş mahkemesinin talebi reddetmesi üzerine de Yargıtay’a başvurmuşlardır. Yargıtay, murisin davalının işyerinde hizmet akdi ile çalıştığını, olayın işverenin temin ettiği otel tuvaletinde mesai saatleri içinde meydana geldiğini, SSK.13/a,b fıkralarına göre, kazanın işyerinde ve işin yürütümü sırasında meydana gelmiş olması karşısında, ayrıca illiyet bağının aranmasının gerekmediği sonucuna vararak mahkemenin kararını bozmuştur.

Yargıtay 10.HD. 23.10.1995 tarihli, 7796/8681 sayılı kararı; Bir başka olayda, işyerinde işveren vekili olarak hizmet veren ayrıca işverenin harici işlerini, adliyedeki işlerini takip eden sigortalı, bir gün işverenle birlikte aynı araçla trafiğin yoğun olduğu bir iş merkezine gitmiştir. Burada, yine işverenle birlikte, caddenin bir tarafından diğer tarafına geçerken bir taşıtın sigortalıya çarpması sonucu ölmüştür. Mirasçıları işvereni dava ederek olayın iş kazası olduğunun tespitini istemişlerdir. Davalı işveren, savunmasında, sigortalının olay günü kendisi ile birlikte iş merkezine gelmek için araca bindiğini, esas amacının kızının düğünü için kredi almak olduğunu ve görevli bulunmadığını öne sürmüştür. Yargıtay, sigortalının kredi almayı planladığı bankanın başka bir yerde bulunmadığını, kendisinin olay günü izinli olmadığını ve işveren vekili durumunda olan bir elemanın sebepsiz yere iş merkezine götürülmesinin söz konusu olamayacağını ve ayrıca sigortalının işverenin her türlü dahili ve harici işlerine baktığını göz önünde tutarak, olay günü görevli olduğunu kabul etmiş ve olayı (5510/13.b) maddesi çerçevesinde iş kazası olarak değerlendirmiştir.

Yargıtay 9.HD. 29.12.1981, 11284/15904 kararı; Görevli olduğu yere giden sigortalının uğradığı kaza iş kazası olduğu gibi görevli olarak başka bir ile giderken bindiği uçağın düşmesi sonucu sigortalının ölmesi de iş kazasıdır.

Ancak, bunun gerekçesi olarak, kaza ile görülmekte olan iş arasında illiyet bağının gerçekleştiğinden söz etmek veya sigortalının yolda dahi işverenin otoritesi altında bulunduğunu varsaymak yerinde değildir. Gerçekten de, görevle başka bir yere gönderilen sigortalı yolda iken işverenin otoritesi altında bulunmaktadır. Buna karşılık, yolda bir kavgaya karışır ve yaralanırsa işverenin otoritesi altından çıkmıştır yaklaşımı inandırıcı değildir. Bu örnekler “otorite” görüşünün zayıflığını ortaya koymaktadır

Yargıtay 10. HD. 13.10.1987 tarih ve  5024/5139 kararı; İşveren sigortalıyı görevle başka bir yere göndermiştir. İşçi yolda parkta arkadaşlarıyla oturup konuşurken bir bombanın patlaması sonucunda ölmüştür. Olayın sigortalının görev ile başka bir yere gönderildiği zaman süreci içinde ortaya çıktığı kuşkusuz olduğuna göre, kazayı iş kazası sayılmasının yasal zorunluluk” olduğunu belirtmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 5.6.1996, 228/454 kararı; Yine aynı nedenle, malzeme almak üzere işverence toptancıya gönderilen sigortalının gerekli alış-verişi yaptıktan sonra yol üzerinde bulunan babasına ait dükkanda çay içerken silahlı saldırıya uğrayarak ölmesi de iş kazasıdır.

                                                                                                           KUZEYTAŞ HUKUK BÜROSU